haber oku


2011 Yılı Kamu Çalışanları İçin Çetin Geçti

admin ~ 31 Aralık 2011 ~ Genel


2011 yili kamu calisanlari icin cetin gecti 2011 Yılı Kamu Çalışanları İçin Çetin Geçti
Türkiye Kamu-Sen, kurulduğu günden beri kamu çalışanlarının hak ve menfaatleri doğrultusunda mücadele etmiştir. Bunu yaparken de ülkemizin milleti ve devleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması ana hedefimiz olmuştur.

Geride bırakmak üzere olduğumuz 2011 yılı da kamu çalışanlarının haklarıyla ilgili olarak verdiğimiz çetin mücadelelerle geçti. 2011 yılında, bir taraftan ülkemizi parçalamanın ve federatif bir yapılanmanın önünü açacak olan girişimler ve Anayasa değişikliğinin içine sıkıştırılmak istenilen tuzaklar hakkındaki gerçekleri kamuoyuna anlatmaya çalıştık.

 

Bu noktada önümüzdeki dönemde milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek bir Anayasanın, nasıl olması gerektiği konusunda akademik bir çalışma yaparak, raporumuzu TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek’e sunduk. Anayasanın ilk 3 maddesinin korunması, eğitim dilinin Türkçe olarak kalması, Türk kimliğinin üst kimlik olarak benimsenmesi, Anayasanın 66. maddesindeki Türklük tanımının da yeni anayasada muhafaza edilmesinin zorunlu olduğunu belirttik. Kamu çalışanlarına grev ve siyaset hakkıyla emeklilere sendika kurma hakkı verilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının yeni anayasada anayasal bir kurum olarak varlığının korunması, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olması gibi konuların olmazsa olmazlarımız olduğunu güçlü bir şekilde vurguladık. Önümüzdeki dönemde de ülkemizde önemli bir gündem teşkil edecek olan Anayasa değişikliği konusundaki çalışmalarımız, aynı şekilde devam edecek; ülkemizin kuruluş senedi olan metinlerin değiştirilerek, dış güçlerin arzuladığı gevşek, çözülmeye ve parçalanmaya müsait bir devlet yapılanması karşısındaki mücadelemiz tüm kararlılığımızla sürecektir. 2011 yılında bir taraftan da kamu çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarını iyileştirmek üzere çetin bir mücadele verdik.2011 yılı; kamu çalışanlarının haklarını geriletecek, iş güvencesini ortadan kaldıracak birçok kanun tasarısının ve KHK’ların gündemi meşgul ettiği bir yıl oldu.

 

Türkiye Kamu-Sen, Türk memurunu çepeçevre sarmakta olan bu ateş çemberini parçalamak için çok mücadele verdi. Bu açıdan bakıldığında; önümüzdeki yıl milli birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışanlar ve memurumuzun haklarında kısıtlama yapmak isteyenler için çok daha çetin geçecek. Çünkü bu kimseler, karşısında daha önce olduğu gibi inançlı, daha güçlü ve daha kararlı bir Türkiye Kamu-Sen görecekler. Bu sene içinde yaşadığımız birçok gelişme ve milletimizin gösterdiği teveccüh, Türkiye Kamu-Sen’in ne kadar doğru yolda olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.2011 yılında Türkiye Kamu-Sen ve etrafında kader birliği yapmış 400 bin kamu çalışanının, ülkemizin üzerinde bulunduğu hassas dengelerin korunması ve çalışma hayatının geliştirilmesi için verdiği destansı mücadele, gösterdiği kararlılık ve onurlu duruş her türlü takdire şayandır. Bu da memurlarımızın, ülkemizin geri kalmasına neden olduğu safsatasının ne denli gerçek dışı olduğunu göstermiştir. Çünkü gerek eylemlerimizle, gerekse söylemlerimizle, Türk memurunun; devletinin teminatı olduğunu ispat ettik. Ancak bizler açısından oldukça zor geçen bir yılı geride bırakıyoruz. Ekonomik krizin etkilerini yavaş yavaş hissettirdiği, işsizliğin Demoklesin kılıcı gibi çalışanların tepesinde durduğu, esnafın ayakta durmakta zorlandığı, memur, emekli, işçi, dul ve yetimlerin mali olarak geri plana atıldığı bir yılı geride bırakıyoruz. Milyonlarca işsizin iş bulmaktan ümidini kestiği, 1 milyon üniversite mezununun kapı kapı iş aradığı, yüz binlerce öğretmenin atama beklediği, memur, işçi, emekli geçim derdi içinde çırpınırken; 10 bin TL maaş alan milletvekillerinin “geçinemiyoruz” diye hayıflandığı bir yılı geride bırakıyoruz. Dönüp baktığımızda ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan hatırlamak istemeyeceğimiz bir yılı geride bırakıyoruz.

 

Hatırlanacağı gibi AKP, iktidara gelmeden önce hazırladığı “Acil Eylem Planı”nda, sendikalar ve siyasi haklar konusundaki engelleri ortadan kaldırma ve siyasilerin kamu görevlileri üzerindeki gereksiz müdahalelerini önleme taahhüdünde bulunmuş;örgütlenme özgürlüğünün önü açılacak, sendikalaşma teşvik edilecek, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gereken mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilecektir.” demiştir. Acil eylem planında yazan bu ifade, unutulmuş; Sayın Başbakan’ın 2004 yılında “size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?” sözü tam 7 yıldır, tutulmamıştır. 2010 yılında kabul edilen Anayasa değişikliğine rağmen, 2011 sonuna geldiğimiz şu günlerde hala memurların bir toplu sözleşme kanunu yoktur. Üstelik uluslar arası sözleşmeler, yargı kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “memurların grev hakkı vardır” derken, Anayasa değişikliği “hayır, memurun grev hakkı yoktur” demiştir. Yıllardır memurlarımızın toplu sözleşme ve grev hakkı için her platformda mücadele vermekteyiz. Memurların toplu sözleşme hakkına kavuşması, Türkiye Kamu-Sen’in ilkeli, cesur, ısrarlı ve planlı hareketi sayesinde olmuştur. Toplu sözleşme hakkının nasıl kullanılacağının belirleneceği kanunun hazırlık çalışmalarına da aynı önemi ve değeri vererek; ulusal ve uluslar arası ilkeler doğrultusunda hareket etmeye gayret gösterdik. Türkiye Kamu-Sen olarak, gelişmiş sendikal haklarla donatılmış, katılımcı bir toplu sözleşme hakkından yana olduğumuzu defalarca belirttik. Bu doğrultuda yürüttüğümüz kanun çalışmalarında gerek teknik düzeyde gerekse başkanlar düzeyinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’le yaptığımız toplantılarda, toplu sözleşme hakkının memurlar tarafından etkili bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli olan ilkeleri ortaya koyduk.

(Haber sonraki sayfadan devam ediyor)Sonraki Sayfa » Sayfa 1234


Türkiye Kamu-Sen, kurulduğu günden beri kamu çalışanlarının hak ve menfaatleri doğrultusunda mücadele etmiştir. Bunu yaparken de ülkemizin milleti ve devleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması ana hedefimiz olmuştur.

 

Toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarının temsili ve toplu sözleşmeyi imzalama yetkisi ile ortaya çıkacak uzlaşmazlıklarda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkı gibi temel konularda Türkiye Kamu-Sen’in olmazsa olmazlarını Sayın Bakana defalarca bildirdik.

 

Hepinizin yakından takip ettiği üzere bu üç önemli konuda taraflar arasında tam bir uzlaşma sağlanamadı ve Sayın Bakan, üzerinde anlaşılamayan konuları olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na taşıyacağını ve tüm konfederasyonların çekincelerini orada açıklayacağını bildirdi.

Hatta hayati konular diyebileceğimiz, bu konuların birçoğunda bizler gibi düşündüğünü de açıkladı ve “görüşlerimi Bakanlar Kurulu’nda da savunacağım” dedi.

 

Ancak elimize ulaşan taslakta, bizlerin hiçbir talebinin yer almadığını, taslağın önemli konularının tamamen bir konfederasyonunun talepleri doğrultusunda hazırlandığını gördük.

Bunun hemen ertesinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da yaptığı bir konuşmada, kanunları, devlet adamlığını, uluslar arası sözleşmeleri hiçe sayarak, açıkça sendikalar arasında ayrımcılık yaptığını ortaya koydu.

 

Bu dönemde devlet yönetimine, demokrasiye, tarafsızlık ve eşitlik ilkesine, düşünce ve ifade özgürlüğüne tezat oluşturacak şekilde kamu görevlilerine her türlü siyasi müdahalenin önü açılmış, siyasi baskılar had safhaya yükselmiş, memurlarımız ikna odalarına alınarak sendikalardan istifa ettirilmeye ve yandaş görülen bir sendikaya üye yapılmaya çalışılmıştır.

 

2011 yılında yapılan genel seçimlerde milletimizin AKP’ye gösterdiği teveccüh, başta yandaş olmayanlar olmak üzere tüm vatandaşlara baskı, dışlanmışlık ve ihmal olarak geri dönmüştür.

Anayasa değişikliğine paralel olarak yapılması zorunlu olan kanun değişikliği, üzerinden 15 ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ meclis gündemine taşınamamıştır. Bu yılın Ağustos ayında yapılması gereken toplu görüşmeler, kanun değişikliği gerekçesiyle ertelenmiş ama 2011 yılının sonu gelinmesine rağmen toplu pazarlık sistemi oluşturulamamıştır.

 

Açıklanan resmi rakamlara göre dahi memur maaşları enflasyon karşısında erimiş; memurlar yüzde %2,18 alacaklı konuma gelmiştir. Gerçekte ise maaşlardaki erime çok daha yüksek oranlardadır.

 

2011 yılı her açıdan son derece zor bir yıl olmuştur. Ekonomik anlamda Türkiye’nin kendi mali yapısıyla ilgili sorunları varken, ekonomimiz bir taraftan da yurt dışı kaynaklı ekonomik kriz haberleriyle darbe almıştır. Öncelikle belirtmek isteriz ki, Avrupa’daki ekonomik krizin temel sebebi borç’tur ve Türkiye için de böyle bir risk söz konusudur. Türkiye’nin borç yükü incelendiğinde özellikle son 10 yıldaki borçlanmanın boyutlarının korkutucu olduğunu görmekteyiz. 2002 yılında 230 milyar Dolar dolayındaki borç yükü bugün 550 milyar Dolar seviyelerine gelmiştir.

 

Her şeyin ötesinde her yıl bütçeye yüklediği faiz açısından bile son derece büyük bir risk taşıyan bu borçların, siyasi tercihlere, iç ve dış politikaya doğrudan etki ettiğini görmekteyiz.

Dış ticaret açığı, yılın ilk 10 ayında tam 90 milyar Dolar; cari açık ise 65 milyar Dolar gibi gerçekten kaygı verici bir boyuta gelmiştir. Bu denli büyük açıkların kapatılması dünya ekonomisinde her şey yolunda giderken finansman bulma, borçlanma ve özelleştirmelerle belki mümkün gibi görünmekteydi. Ancak şimdi durum değişmiştir. Çünkü diğer ülkeler de kemer sıkmaya başladılar ve bu yıldan sonra Türkiye için de asıl büyük tehlike başlayacaktır.

Biz Türkiye Kamu-Sen olarak bu uyarıyı yıllardır yapmaktayız. Ancak bizi kriz çığırtkanlığı yapmakla suçlayanlar şimdi bizimle aynı noktaya gelmiş durumdadırlar.

 

2011 yılının ilk çeyreğinden itibaren Avrupa’da yeni bir ekonomik kriz tehlikesi ortaya çıktığında Sayın Başbakan “kriz, bu kez teğet bile geçmeyecek” demişti.

Ardından açıklanan büyüme rakamları, vatandaşların alım gücünün yükseleceği yönünde umutlanmalarına neden olmuştu. Ekonomideki 2011 yılının ilk çeyreğinde %11,6; ikinci çeyreğinde ise %8,8’lik büyüme, üçüncü çeyrekte de sürdü %8,2 oldu.

Memur maaşına son bir yılda yalnızca %8,2 artış yapıldı. Aynı dönemde zorunlu tüketim mallarındaki artış soluksuz sürdü ve ekonomik büyüme memur maaşlarına küçülme olarak yansıtıldı. Ekonomideki bu denli yüksek oranlı büyüme dahi uygulanan ücret politikalarının çarpıklığı nedeniyle memur maaşlarının zorunlu tüketim harcamaları karşısında kayba uğramasını engelleyemedi.

 

2011 yılında Dolar’da %24, Euro’da %25 ve altın fiyatlarında %50’lik bir devalüasyon yaşandı.

Ancak hiçbir yetkili bu gerçeği dile getirmemekte ve vatandaşlarımızı tedbir alması konusunda uyarmamaktadır.

İthal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarında bu devalüasyonun etkisini bizler, cebimizden çıkan para vasıtasıyla olumsuz olarak yaşamaktayız.

 

Kasım ayı itibarı ile enflasyon %9,82; son altı aydaki artış ise %6,18 olmuştur. Her dönemde olduğu gibi memurlar, bu dönemde de ekonomik büyümeden pay alamadığı gibi reel olarak da telafisi güç kayıplar yaşamıştır. Özellikle ÖTV artışları nedeniyle otomobil, cep telefonu, sigara gibi ürünlerin fiyatlarına gelen %25-30’luk zamların yanı sıra suya %15, doğalgaza ve mutfak tüpüne %16; elektriğe %11, oranında zam yapılması ve akaryakıt fiyatlarının da düzenli olarak artması karşısında, adeta çalışanların pestili çıkmıştır.

 

Son bir yıl içinde patlıcan %63, nohut %49, sivri biber %47, yumurta %41, çarliston biber %35, kabak %30, ayçiçeği yağı ve mandalina %29, taze soğan %28, ilaç parası ise %17 zamlanmıştır.

Ayrıca önümüzdeki yıl yeniden değerleme oranlarının %10,2 olarak açıklanması ile büyük şok yaşayan çalışanlarımız, şimdiden 2012 yılında devletin tahsil edeceği motorlu taşıtlar, emlak, zorunlu sigorta gibi vergi ve harçların da en az %11 oranında artırılacak olmasının sıkıntısını yaşamaya başlamıştır.

(Haber sonraki sayfadan devam ediyor)« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa » Sayfa 1234

Bir önceki haberimiz olan Bütçede öğretmen kadroları niye azaltıldı? başlıklı haberi de okumanızı öneririz.

Gelen Aramalar:

  • kamu ile ilgili resim
  • kamu ile ilgili resimler


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorum yapın: